Kilikya

Tanım

Joshua J. Mark
Yazar: , Tercüme Eden: Ozgur Yolcu
tarihinde yayınlandı 15 Temmuz 2019
X
translations icon
Diğer dillerde mevcuttur: İngilizce, İspanyolca
Roman Temple-tombs (by Carole Raddato, CC BY-NC-SA)
Roma Tapınağı mezarları
Carole Raddato (CC BY-NC-SA)

Kilikya, Küçük Asya'nın (bugünkü Türkiye) güneydoğu bölgesinin eski Roma dönemindeki adıdır. Bölgeye Kutsal Kitabın, Elçilerin İşleri ve Galatlılar bölümlerinde atıfta bulunulur. Aziz Paul'un doğumu ve onun erken evanjelik misyonları bu bölgede gerçekleşmiştir . Bölgede, ilk yerleşimler M.Ö. 8. binyıl dolayında Neolitik dönemde gerçekleşti. Kilikya M.Ö. 2. binyıl da Asur hakimiyetine geçene kadar Hitit kontrolü altındaydı. M.Ö. 612'de Asur İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra bağımsızlığını kazandı ve daha sonra M.Ö. 333'te Büyük İskender'in fethine kadar Persler kontrolünde kaldı. İskender'den sonra bölge Helenleşti ve siyasi olarak Suriye ile uyumlu hale geldi, bu nedenle Tarsus gibi bazı büyük Kilikya şehirleri antik metinlerde genellikle Suriye olarak tanımlanmaktadır.

İskender'in ölümünden sonra bölge, Ptolemaios ve Selefkos imparatorlukları arasında bölündü. Selefkoslar yaklaşık M.Ö. 110'da kendi toprakları üzerinde güç ve nüfuzlarını kaybetmeye başlayınca, ünlü Kilikyalı korsanlar boşluğu doldurmak için ortaya çıktı ve M.Ö. 78-74 yıllarında Roma'nın bölgeyi fethine kadar giderek artan bir hakimiyet sağladılar. Büyük Pompey, M.Ö. 67'de Kilikyalı korsanları yendi ve bölge tekrar Roma hakimiyetine girdi. Bölge M.S. 8. yüzyılın başlarında Müslüman güçler tarafından alınmasına kadar kadar Roma Cumhuriyeti, Roma İmparatorluğu ve Bizans İmparatorluğu'nun bir eyaleti olarak kaldı. Kilikya Ermeni Krallığı, bölgede M.S. 1080-1375 yılları arasında Memlüklere mağlup olmadan önce gelişti ve daha sonra bölge M.S. 1453'te Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası oldu.

Reklamları Kaldır

Advertisement

EN ESKİ ANLAMINDAN KULLANIMDAN BU YANA, KİLİKYA, BİRBİRİNE BAĞLANTILI İKİ BÖLGEDEN OLUŞAN BİR BÜTÜN OLARAK ANILMIŞTIR: BEREKETLİ BİR OVA VE ONU ÇEVRELEYEN DAĞLAR.

Kilikya, coğrafyası ve konumu nedeniyle klasik dünyanın en önemli bölgeleri arasında yer almıştır. Kilikya ovaları ile Ermeni Platosu arasındaki Tarsus Dağları'ndan geçen tek geçit olan Kilikya Kapıları, sayısız askeri mücadeleye sahne olmuştur ve İncil'e göre Aziz Paul ve Barnabas tarafından Küçük Asya'daki evanjelik misyonlarında da geçit olarak kullanılmıştır. Yerel Kilikyalıların ve daha sonra Ermenilerin dünya kültürüne katkıları, duvarcılık, tarım ve teoloji dahil olmak üzere bir çok disiplinde, özellikle de Aziz Paul'un eserlerinde örneklenen Hıristiyan teolojisinde yenilikleri kapsar.

Erken Tarih ve Hititler

Tarihsel kayıtlarda görüldüğü ilk andan itibaren Kilikya, birbirine bağlı iki bölge olarak tanımlanmıştır; verimli bir ova ve engebeli dağlar. Bunlar Roma döneminde Kilikya Pedias (Akdeniz'e doğru uzanan ovalar “Düz Kilikya”) ve Kilikya Trachea (Toros Dağları'nın eteklerinde, kayalık kıyılara ve denizin körfezlerine kadar inen "Dağlık Kilikya") olarak biliniyordu. Daha önceki referanslar, bölgenin jeolojik farklılıklarına aynı “düz ve verimli” ve “kaba ve engebeli” çağrışımlarıyla başka isimlerle dikkat çeker.

Reklamları Kaldır

Advertisement

MÖ 2700-2400 yılları arasında, Hattiler olarak bilinen bir halk ya Yukarı Anadolu'ya göç etti ya da bölgenin yerlileriydi ve varlıklarını ancak o dönemde tarihi kayıtlara duyurmaya başladılar. Eşzamanlı veya kısa bir süre sonra, Luviler olarak bilinen bir başka halk tarih sahnesinde görülmeye başladı, ancak Hititlerden farkları hakkında birbirine benzer ancak bazı farklılıkları olan dillerinden başka bir ayrım yapabilecek bilgiye sahip değiliz. Hattiler, Hattice denilen bir dili konuşan, ancak Mezopotamya çivi yazısını kullanarak (Hititlerin yaptığı gibi) yazan bir tarım halkıydı. Kilikya'nın kuzeyindeki merkez şehirleri Hattuşa'yı tahminen M.Ö. 2500 kurmuş olan, Kilikya'nın güney kıyı şeridinde hak talep eden ve Hattuşa'yı almaya çalışan Akad'ın heybetli Sargon'unun (Büyük Sargon olarak da bilinir, MÖ 2334-2279) istilasını geri püskürtebilen güçlü bir hakltı.

Map of the Hittite Empire
Hitit İmparatorluğu Haritası
Ikonact (CC BY-SA)

Kilikya, çöküşüne kadar Akad İmparatorluğu tarafından M.Ö. 2083'e kadar gevşek bir şekilde de olsa korunabildi. Bu sırada Hattiler kontrollerini tamamen yeniden ele alabildiler (her ne kadar çok önceden yapmış olmaları muhtemel olsa da bu konuda net bir bilgi sahibi değiliz). Hattiler, Kilikya kıyılarındaki limanları, Kuşsara Krallığı'nın Hititli kralı Anitta'nın M.Ö. 1700'de işgal etmesine, Hattuşa'yı yok etmesine ve Eski Hitit Krallığı'nı (M.Ö. 1700-1500) kurmasına kadar kontrol etti. Yine de, Hititler ve Mitanni ile anlaşmalar yapan Isputahsu (yaklaşık M.Ö. 15. yüzyıl) ile başlayan ve bir dizi kralın kanıtladığı gibi, sınırlı bir düzeyde de olsa siyasi özerklik sahibi olabilmiş gibi görünüyorlar.

Reklamları Kaldır

Advertisement

Hitit Yönetimi Altinda

MÖ 1500-1400 arasında, Eski Krallık etkisini yitirdi, ancak günümüzde Yeni Krallık veya Hitit İmparatorluğu (M.Ö. 1400-1200) olarak bilinen yeni bir Hitit siyasi varlığı kuruldu. Otonom Kilikya, Hititlerin bir vasal devleti haline geldiğinden yok oldu. Bu dönemin en büyük Hitit kralı, topraklarını genişleten ve krallığın altyapısını geliştiren I. Şuppiluliuma'dır (M.Ö. 1344-1322). Bu zamana kadar zaten eski bir yerleşim yeri olan Tarsus şehrine adı Hititler tarafından adı verilmiştir. Daha önce Akadlar tarafından Tarsisi olarak bilinen şehirin adı Hititler tarafından tanrılarından birinin onuruna Tarsa olarak değiştirildi. Komşu şehir olan Adana (Uru Adaniyye olarak bilinir) de bu dönemde gelişmiştir.

Lion Gate at Hattusa
Hattusa Aslan Kapısı
Carole Raddato (CC BY-SA)

Kilikya, Hititler döneminde Kizzuwatna (Kizzuwadna olarak da geçer) olarak biliniyordu. Tarsa başkentti. I. Şuppiluliuma, bir dizi sefer ve kurnazca manipülasyonlarla Anadolu'dan Mezopotamya'ya oradan da Mısır'a kadar uzanan geniş bir bölgenin Hitit kontrolünü pekiştirdi. Şuppiluliuma M.Ö. 1322'de vebadan öldü ve yerine babasının politikalarını sürdüren oğlu II. Mursilli (M.Ö. 1321-1295) geçti. Halefi II. Muwatalli (M.Ö. 1295-1272) de aynı şeyi devam ettirdi. II. Muwatallien çok M.Ö. 1274'te Kadeş Savaşı'nda Mısır Kralı II. Ramses ile olan mücadelesiyle tanınır. Bu dönemde, Hitit İmparatorluğu antik dünyanın en güçlüleri arasındaydı, ancak Asurlular güçleniyordu ve sonunda Hitit otoritesine meydan okuyarak onları M.Ö. 1245'te Nihriya Savaşı'nda yendi. Bu gelişmenin ardından Hitit gücü zayıflamaya başladı ve imparatorluğun düşüşü, Akdeniz bölgesini taciz eden Deniz Kavimlerinin (M.Ö. 1276-1178)gelişiyle hızlandı.

Deniz Halki ve Asurlular

Deniz Halkının kimliği hala tartışılıyor ve kendilerine taktıkları isimler bile bilinmiyor. “Deniz Halkları” Fransız Mısırbilimci Gaston Maspero tarafından MS 1881 de verilmiş bir isimdir, çünkü eski yazıtlar onları “denizden” geliyor olarak tanımlamaktaydı. Çeşitli bilim adamları bunların Etrüskler, Truvalılar, Mikenliler, Libyalılar veya Minoslular veya bazılarının veya hepsinin bir koalisyonu olduğunu öne sürdüler, ancak çoğu bilim adamı onları esas olarak Filistinler olarak tanımlıyor.

Reklamları Kaldır

Advertisement

DENİZ HALKI BÖLGEYİ İSTİKRARSIZLAŞTIRARAK ZAYIFLAŞMIŞ HİTİT İMPARATORLUĞUNU YIPRATTI, SONUNDA SURİYELİLERİN BÖLGEYİ KOLAYLIKLA ALMASINA OLANAK SAĞLADI.

Deniz Halkları en geniş olarak Mısır firavunları II. Ramses (M.Ö. 1279-1213), Merenptah (M.Ö. 1213-1203) ve III. Ramses (M.Ö. 1186-1155) yazıtlarından tanımlanır ve üçünde de denizden gelen, birdenbire saldıran ve ağır hasara yol açan bir koalisyon olarak anlatılırlar. Bilim adamı William H. Stiebing Jr., antik tanımlamalarda yer alan etnik kökenlerden birinin Kilikyalı olabileceklerini, ve büyük olasılıkla Adana kentinden olduğunu iddia ettiği Danuna'lar olduğunu ifade ediyor. Eğer haklıysa, Danuna erken Kilikyalı korsanlar olarak kabul edilebilir. Deniz Halkları bölgeyi istikrarsızlaştırdı ve zaten zayıflamış olan Hitit İmparatorluğunu devirdi ve sonunda Asurluların bölgeyi nispeten kolaylıkla ele geçirmesine izin verdi.

Asurlular döneminde, Kilikya'nın doğudaki verimli ovalarına Qu'e ve batı bölgesi Hilikku olarak adlandırılıyordu. Bu isimler daha sonra Kilikia'ya evrildi ve sonraki Yunanca Kilikia adının temelini oluşturdu. Asur kralı III. Tiglath Pileser (M.Ö. 745-727), bir valilik aracılığıyla başkentini Adana'ya kurdu, ancak Akad İmparatorluğu'nda olduğu gibi, Asurluların Kilikya üzerindeki hakimiyeti hiçbir zaman sağlam olmadı ve II. Sargon'un M.Ö. 705'teki ölümünden kısa bir süre sonra ellerinden kayıp gitti.

Bu sıralarda, Kral Muksa (daha iyi bilinen adıyla Mopsus, M.Ö. 8. yy) Adana'dan hüküm sürdü, ancak Qu'e bölgesi, Hilikku bölgesinde yaşayan Asur kralı Esarhaddon (M.Ö. 681-669) tarafından geri alındığı için bağımsız kalamadı. Asurlular, imparatorlukları Babilliler ve Medler'in istilacı koalisyonu altında çökene dek, MÖ 612'ye kadar bölgenin kontrolünü elinde tuttu.

Reklamları Kaldır

Advertisement

Persler ve Büyü k Iskender

Hilikku, o sıralarda, taht adı veya unvanı Syennesis olarak bilinen bir hükümdar tarafından yönetilen bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürdü. Başkent Tarsus'ta kurulmuş ve Yunanlılar tarafından “Kilikya” olarak adlandırılan bölge ile diğer ülkeler arasında ticaret gelişmiştir. Yaklaşık olarak M.Ö. 547 de, Pers kralı Büyük Cyrus, Kilikya'yı Ahameniş İmparatorluğu'na ekleyerek işgal etti. Bu dönemde Syennesis, bölgeyi Tarsus'tan yöneten bir Pers satrapı olarak görev yapan bölge halkından biriydi. Bu politika, M.Ö. 401'de Genç Cyrus'un isyanından sonra, Syennesis isyancı güçlerle güç birliği yaptığında değişti. Pozisyon daha sonra ortadan kaldırıldı ve satraplar Pers imparatoru tarafından atanmaya başladı.

Kilikya Satraplığı, Pers İmparatorluğu için önemli bir gelir kapısıydı. Satrap, en üstte toprak sahibi soylular, ardından Zerdüşt dininin rahipleri, devlet bürokratları, tüccarlar ve alt sınıf zanaatkar ve çiftçilerden oluşan bir hiyerarşiye başkanlık ediyordu. Hilikku, Qu'e'nin ovalarıyla karşılaştırıldığında, büyük olasılıkla arazinin askeri güç yoluyla kontrol edilmesi çok zor olduğu için yarı bağımsız kaldı.

Ana Tanrıça merkezli Hatti'nin dini, Hilikku'da hâlâ görülüyordu, tanrı şimdi Artemis Perasia veya kutsal yeri Castabala'da olan Kibele adını almıştı. Qu'e halkı da aynı tanrıçayı onurlandırmış olabilir, ancak resmi olarak Pers İmparatorluğu'nun devlet dini olan Zerdüşt'tü ve Qu'e'de önemli bir Yahudi topluluğu da vardı. M.Ö. 4. yy boyunca yaylalar ve ovalar arasında, büyük olasılıkla sınır boyunca toprak hakları konusunda silahlı çatışma olduğuna dair bir çok kanıt bulunuyor.

Bust of Goddess Cybele from Gordium
Gordium'dan Tanrıça Cybele büstü
Osama Shukir Muhammed Amin (Copyright)

M.Ö. 333'te Büyük İskender sürpriz bir saldırıyla Kilikya Kapılarını ele geçirdi ve şehri alarak Tarsus'a hızla saldırdı. Ordusunu Hilikku halkına karşı yürütürken idareyi denetlemek için Balacrus la kendi satraplığını kurdu , ancak onları yerinden edemedi. Başka bir yerde seferlerine devam etmeden önce, İskender Balacrus'a tepedeki insanlara karşı saldırılara devam etmesini emretti, ancak Balacrus'da İskender'den daha fazla başarı elde edemedi.

İskender'in M.Ö. 323'te ölümünden sonra Kilikya, generallerinin savaştığı topraklara dahil oldu ve sonunda I. Ptolemy Soter ve I. Seleukos Nicator arasında bölündü. Bu dönemde Kilikya tamamen Helenleşti ve Yunanca eski Luvi dilinin yerini aldı. Qu'e ovaları her zaman olduğu gibi diğer uluslarla ticaretine devam etti, ancak Hilikku halkı tarihsel kayıtlarda öncelikle korsanlıktan gelir elde ediyor gibi görünüyor. Selefkos İmparatorluğu yaklaşık olarak M.Ö. 110'dan başlayarak güç kaybetti. Kilikya'daki siyasi uyum zayıfladı. Büyük Ermeni Tigranes (M.Ö. 95 - M.Ö. 56) bölgenin doğu kısmını alarak Kilikya'da Ermeni yerleşimine imkan sağlarken, aynı zamanda Hilikku korsanları da daha güçlü hale geldi.

Kilikya Korsanları ve Roma

Kıyı şehirlerini yağmalayan ve nihayetinde ticareti bozan gemilere düzenli olarak “Kilikyalı korsanlar”ın gemileri denir, ancak tüm korsanlar yerli Kilikyalı değildi. Hilikku'nun güneydeki kayalık sahili, herhangi bir milletten korsanlar için bir dizi liman ve güvenli sığınak sunuyordu ve bu nedenle Kilikya, korsanlıkla yakından ilişkili hale geldi. Hem Selefkos hem de Ptolemaios imparatorluklarının yöneticileri korsanlığa büyük ölçüde göz yumdular çünkü Kilikyalı korsanlar esas olarak her ikisinin de ihtiyaç duyduğu köle ticaretini yapıyorlardı. M.Ö. 103'te Kilikya Pedias'ı alan Roma, korsanlara karşı mücadelelerinden sonra bu toprakları fethetti, ancak daha sonra onları Selefkoslar ve Ptolemaioslarla aynı nedenden dolayı bir baş belası olarak gördü. Kilikya korsanları, onlara ciddi şekilde karşı çıkan kimse olmadan, daha cesur hale geldi. Roma gemilerini ele geçirdiler, Roma'nın Ostia limanına baskın düzenlediler ve meşru ticareti engellediler. Sonunda Roma, Kilikyalı korsanlarla uğraşılması gerektiğine karar verdi.

HİLİKKU'NUN GÜNEY TAŞLI SAHİLLERİ, KORSANLAR İÇİN BİRÇOK LİMAN VE GÜVENLİ ALANLAR SUNDUĞUNDAN, KİLİKYA İSMİ KORSANLIKLA BERABER ANILIR OLDU.

MÖ 75'te genç bir Julius Caesar korsanlar tarafından kaçırıldı ve fidye için alıkonuldu, bu Kilikyalı korsanların ne kadar cesur hale geldiklerinin çarpıcı bir örneğidir. Konsül Publius Servilius Vatia (M.Ö. 79'da görev yaptı) M.Ö. 78-74 yılları arasında Kilikya Isaurianlara karşı bir sefer başlattı ve onları mağlup etti (böylece zaferi için Isauricus soyadını kazandı). Ancak bu zafer, Akdeniz'de korsanlığı engellemek adına çok az etki gösterdi ve bu nedenle, M.Ö. 67'de, Büyük Pompey (l. M.Ö. 106-48), Roma ile yaptığı savaşta korsanları askere alan Mithridates VI'ya (M.Ö. 120-63) karşı yapacağı seferin bir parçası olarak sorunla ilgilenmekle görevlendirildi.

Pompey, Akdeniz'i daha kolay yönetilebilecek bölümlere ayırdı ve her birine özel komutanlar atadı. Her bölgedeki korsanlar yenildikçe, bu bölgeler küçültüldü ta ki Pompey M.Ö. 66'da (sorunu tamamen ortadan kaldırmamış olmasına rağmen) Kilikya korsanlarının gücünü kırana kadar. Daha sonra eski korsanları Orta Kilikya'ya yerleştirerek bölgenin istikrarına katkıda bulunan müreffeh topluluklar yarattı. Pompey, Kilikya'yı altı bölgeye ayırdı ve bununla beraber Kilikya Pedias, Kilikya Campestris ve Kilikya Trachea, Kilikya Aspera olarak adlandırılmaya başladı.

Roma Döneminde Kilikya

Bu iki bölgede M.Ö. 64'e kadar Roma yönetimi altındaydı, ancak her zamanki gibi Kilikya Aspera büyük ölçüde kendi haline bırakıldı. Julius Caesar'ın yönetimi altında, eyalet M.Ö. 47'de farklı bölgelere göre yeniden düzenlendi. M.Ö. 27'de Suriye-Kilikya Fenike adıyla Suriye'ye katıldı ve Kilikya Aspera dahil tüm eyalet M.S. 72'de Vespasian'ın yönetimi altında birleştirildi. Pompey'in yerleştirdiği Kilikyalı korsanlar, Mithraim'i uyguluyorlardı ve büyük olasılıkla bu dini Roma ordusuna tanıttılar ve bu sayede Roma'da ve diğer eyaletlerde popüler olmasının yolunu açtılar. Zerdüştlük, Kilikya'da hala bir dizi sempatizan çeken Yahudilik gibi inanan buluyordu.

Ruins of Aytap
Aytap Harabeleri
Htkava (CC BY-SA)

Bununla birlikte, Yahudiliği tam olarak benimsemek için, kişinin, kendini ailesinden, arkadaşlarından ve diğer sosyal çevrelerden ayıracak olan, beslenme ve âdet ve hükümleriyle birlikte Musa'nın Yasası'nın tamamını kabul etmesi gerekiyordu. Yahudi ritüelleri ve her şeye gücü yeten tek bir Tanrı kavramı, Kilikya'da yaşayan ve kayıtlarda “saygı duyulanlar” olarak geçen bir dizi Yunanlı için çekiciydi. Bu "Saygı Duyulanlar" belirli Yahudi ritüellerini uygulayan ve Yahudi Tanrısını onurlandıran ancak Yahudi olmayanlar olarak kalan insanlardı. Bilgin F. E. Peters, Kilikya'da Yahudilerin Sebt gününü kutlayan ve diğer ritüelleri sürdüren, ancak Yahudi olmayan kimliklerini koruyan "Sabbatist" grupların nasıl oluştuğuna dikkat çeker (307). Bu hareket, özellikle Aziz Paul'un (eski adıyla Tarsuslu Saul) bölgedeki evanjelik misyonlarını başlattığı ve ilgili bir izleyici kitlesi bulduğu Hıristiyanlığın ilk yıllarında önemli olacaktı. Hıristiyanlık tam olarak Sabbatçıların ilgilendiği şeyi sundu: Musa Kanununa bağlı kalmadan Yahudi teolojisi ve ritüeli. Hıristiyanlık, doğal olarak Kilikya'da diğer bölgelere göre daha kolay bir yuva buldu.

Romalılar döneminde Kilikya her zaman sahip olduğu türde malları ihraç etmeye devam etti: şarap, tahıllar, fasulye, balık, çadırlar ve Cilicium - çadır yapımında kullanılan kaba bir keçi kılı kumaşı - ki bu, cilice adı ile kefaret sırasında gömlek olarak giyildiği için Hıristiyanlar arasında popüler olacaktı. Aslında Cilicium, genellikle “kıl gömleği” olarak adlandırılarak Avrupa Orta Çağları boyunca bu kullanılmaya devam edecekti.

Kilikya Ermeni Krallığı

Batı Roma İmparatorluğu M.S. 476'da yıkıldığında, Kilikya Doğu Roma ya da Bizans İmparatorluğu'nun bir parçası oldu. Bu zamana kadar, iki ana ilçe Kilikya Prima ve Kilikya Secunda (Kilikya Bir ve Kilikya İki) olarak biliniyordu. Aziz Paul tarafından kurulan kiliseler gelişti ve Bizans İmparatorluğu M.S. 7. yüzyılda ortaya çıkan İslam dinine karşı Hıristiyanlığı savundu. Kilikya takribi M.S.700'lerde Müslümanlar tarafından fethedildi. Ancak M.S. 965'te imparator II. Nikephoros Phokas (M.S. 963-969) döneminde Bizanslılar tarafından geri alındı. Zamanla bölge, çoğu Tigranes döneminden beri bölgede bulunan ve kendi siyasi kimliklerini istikrarlı bir şekilde geliştirirken kendi topluluklarını ve ticari bağlantılarını kuran Ermeni yerleşimcileri kendine çekti.

Map of The Latin East, 1190 CE
Latin Doğu Haritası, 1190 MS
Mapmaster (CC BY-SA)

Yaklaşık M.S. 1080'de, Kilikya Ermeni Krallığı kuruldu ve Haçlı Seferleri, özellikle Birinci Haçlı Seferi (1096-1099) sırasında Avrupa orduları için önemli bir kaynak olarak hizmet etti. Ermeniler zengin kültürlerini Kilikya'da daha da geliştirerek, diğer katkıların yanı sıra Ermeni mimarisini, sanatını ve müzik ve danstaki yenilikleri mükemmelleştirdiler. Etkileyici kalelerinin kalıntıları günümüzde hala ziyaret edilebilir, çoğu yüksek yamaçlarda ve görünüşte imkansız açılarda inşa edilmiştir.

Ermeni krallığı, Müslüman Memlükler tarafından tehdit edilene kadar gelişmeye devam etti. Ermeniler, krallığı korumak için yeni bir Haçlı seferi düzenlemek için Avrupa'daki eski dostlarını ve müttefiklerini yardıma çağırdılar, ancak yardım gelmedi ve Memlükler M.S. 1375'te bölgeyi fethetti. Bizans İmparatorluğu'nun M.S. 1453'te düşmesinden sonra bölge, I. Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin bir parçası olana dek, tutan Osmanlı İmparatorluğu tarafından elde tutuldu.

Eski Kilikya halkına tarihçiler tarafından genellikle yalnızca korsanlar veya diğer ulusların fethedilmişleri olarak atıfta bulunulur, ancak bu halk her ikisinden de çok daha fazlasıdır. Etkileyici duvar ustaları, çiftçiler, şarap tüccarları, denizciler, tüccarlar, zanaatkarlar, savaşçılar ve ilahiyatçılar olarak antik çağda büyük saygı görüyorlardı. Aslında Kilikya, Aziz Paul'un bir yerli olduğu ve ilk Hıristiyan misyonerlik çabalarından bazılarının ilk olarak orada geliştiği için, Hıristiyanlığın doğum yeri unvanı üzerinde başka herhangi bir yerden çok daha iyi bir iddiaya sahiptir. Kilikyalılar imparatorluk ardına imparatorluk fethine katlandılar, ancak onları kim yöneteceğini iddia ederse etsin, zorluklarla zenginleştiler ve bu imparatorluklar düştükten çok sonra da ayakta kalmaya devam ettiler.

Çevirmen Hakkında

Ozgur Yolcu
He is a Biologist, but also a person who is interested in philosophy, archeology, history and stories. Apart from these, he also wonders whether things that are not accepted as science can be science. In fact, he oscillates between knowing and not knowing

Yazar Hakkında

Joshua J. Mark
Serbest yazar ve yarı zamanlı olarak New York Marist College'da Felsefe bölümü öğretim üyesi olarak çalışan Joshua J. Mark, Yunanistan, Almanya ve Mısır'da yaşadı. Tarih, edebiyat, yazı ve felsefe sahalarında lisans seviyesinde ders vermektedir.

Bu Çalışmayı Alıntıla

APA Style

Mark, J. J. (2019, Temmuz 15). Kilikya [Cilicia]. (O. Yolcu, Çevirmen). World History Encyclopedia. alınmıştır https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-10741/kilikya/

Chicago Style

Mark, Joshua J.. "Kilikya." Çeviren Ozgur Yolcu. World History Encyclopedia. Son düzenleme Temmuz 15, 2019. https://www.worldhistory.org/trans/tr/1-10741/kilikya/.

MLA Stili

Mark, Joshua J.. "Kilikya." Çeviren Ozgur Yolcu. World History Encyclopedia. World History Encyclopedia, 15 Tem 2019. Web. 27 May 2022.